|
Dil Öğretiminde Yöntem
Sorunu Dr. Bengisu RONA Günümüzde yaygın biçimde vurgulanan ve geçerliliğinin
hemen hemen tartışılmaz olduğunu söyleyebileceğimiz bir kanı,
genel olarak dil eğitiminin bir bilim dalı haline geldiği yolundadır.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı ardından yirminci yüzyılın ikinci
yarısında siyasal, ekonomik ve kültürel nedenlerle İngilizce'nin
hemen her ülkede ana dilden sonra ikinci dil olarak en yaygın
öğretilen dil durumuna geçmesiyle
bu dilin en kolay ve en çabuk olarak öğrenilmesini sağlayacak çeşitli
yöntemler geliştirildi. Bütün bu yöntemler küçük değişikliklerle
başka dillere
de uygulanabileceği için "ikinci dil öğretimi"
dil çalışmalarında başlı başına bir alan olarak ortaya
çıktı. Ancak İngilizce ve Türkçe dil öğretimi kitaplarının
tarih içinde gelişimine göz
attığımızda aynı durumun İkinci
Dünya Savaşı’ndan bir yüzyıl önce de geçerli olduğunu görüyoruz.
1857 yılında İstanbul'da basılmış olan İptidai Mükâleme
başlıklı dil kitabı , öğretim yöntemlerine ilişkin tartışmaların
o zaman için de geçerli olduğunu göstermektedir. Bunu Mükâleme'nin
giriş bölümünde yazarı John Perrin'in
kendisi günümüz Türkçe’siyle
şöyle anlatıyor: "İngiliz dili bugün her yerde kullanılmakta ve eğitimin
gereği olarak sayılmaktadır. Bu dilde okumayı (bu dili konuşmayı)
daha az zor bir uğraş haline getirecek olan çalışmalar kuşkusuz
son derece iyi karşılanacaktır. Bu amaçla okullar için bir çok mükâleme
yayınlanmış bulunmaktadır, ancak bunların çoğu titiz bir çalışma
olmadan seçilip bir araya getirildiğinden kişinin amacını anlatmasına
yardımcı olmak yerine neredeyse şaşırmasına yol açar. Bizim
burada sunduğumuz mükâlemeler ve kitabın düzenlenişi tümüyle
yenidir ve çok iyi olduğuna şüphe yoktur. İngiliz dilini okuyanların
hepsinin ellerine verilmeye son derece uygundur. Tüm dil bilgisi
kitaplarında açıklık
yoluyla anlamın doğru anlaşılmasına çok dikkat edilmesi gerekir.
Bunda ne denli başarılı olduğumu aydınların kararına bırakıyorum." İptidai Mükâleme'nin
bir özelliği Perrin'in kitabın İngilizce öğretimi için hazırlandığını
söylemesine karşın uygulamada bir Türkçe konuşma kitabı olarak
kullanılmasındadır. Kitabın İngilizce’den yola çıkılarak hazırlandığını
bazı küçük ipuçlarından anlıyoruz: Müslümanlar için önemli
olan günlere yer verilmediği halde Hıristiyan
takviminden kimi günlerin
çevirilerinin kitaba alınmış olması (Kül günü, Kamış yortusu
vb), konuşma parçalarında Londra'nın bazı semtlerinden söz
edilmesi (Taymis çayı, St.James,Vauxhall) gibi. Bu yapıtta bizi öncelikle
ilgilendiren kullanılan
yöntemdir. Perrin dil bilgisi açıklamalarına girmeden
değişik konuları karşılıklı konuşma parçaları
çerçevesinde işleyerek sözcük bilgisi, söz dizimi gibi
temel dil öğelerini bu uygulamalı yöntemle öğrenciye kazandırmaya
çalışır. Kullanılan yöntemi daha iyi göstermesi için yazarın seçtiği
konuşma parçalarından bazı başlıklar ve bölümleri
aktarıyorum: Yağmur Bugün çıkamayız, sağanak yağıyor. Bütün gün yağacak mı sanırsınız? Bugün yağmur kesilecek benzemiyor. Bu sabah saat altıda yağmur başladı. Bulutlar pek sık, güzel hava nişanı değil. Yağmur çabuk kesilecek; görüyorsunuz ki bir serpme yağmurdur.
Yağmur geçinceye kadar hıfz olalım. Şimdi ıslanmayarak çıkabiliriz. Efendi kalkmazdan evvel Bedros, saat kaçtır? Saat sekize yakındır. Nasıl sekiz? Niçin böyle geç odama girdin? Dün akşam siz bana dediniz dokuzdan evvel girmeyim. Evet, gerçektir, şimdi hatırıma geliyor. Kaçta yattım
ise pek geç idi. Efendim, şimdi kalkmak ister misiniz? Evet, perdeleri çek, ateşi yak, suyu kızdır yıkanayım. Bugün tıraş mı olacaksınız? Hayır, dün tıraş oldum, yarından evvel tıraş olmam.
Bilirsiniz ki adeta bir gün tıraş olup ertesi gün olmam. Bugün hangi rubayı giyinirsiniz? Evvelsi gün giyindiğimi, lakin iyi fırçalamalı. Çizme ile pabuçlarınızı ister misiniz? Hava
nasıl? Hava
fena efendim, yağmur yağıyor. Çizmeleri
veresin çünkü sokaklar çamur olmalı. Hangi
çorapları arzularsınız, ipek çorapları mı yoksa pamuk çorapları
mı? Çizme
ile giymek için bana pamuk çoraplar ver, ve bir çift kaşmir
pantolon. Görüldüğü
gibi bu tür konuşma parçaları aradan
geçen 145 yıla karşın bugün küçük değişikliklerle
en son baskı dil eğitimi kitaplarında görülebilecek türdendir.
Aslında bunu garipsememek gerekir, çünkü dil öğretiminde üzerinde
durulan dört beceriden (okuma, dinleme, yazma, konuşma) hangisi öne
çıkarılmak istenirse, uygulanacak temel yöntem o beceri çerçevesi
içinde ana hatlarıyla değişmiş olmayacaktır; örneğin konuşma
becerisini geliştirmek istiyorsak dil malzememiz
günlük yaşamdan alınan konuşma parçaları olacaktır. Değişik
olan, yaşam biçimi ve koşullarının değişmesine bağlı olarak gözlenen
değişmelerdir. Ondokuzuncu
yüzyılın ikinci yarısında Türkçe öğretmeyi amaçlayan yayınlarda
önemli bir artış görüyoruz. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu ve
Avrupa'da meydana gelen siyasi gelişmeler Türklere karşı duyulan
ilgiyi artırırken Türkleri tanıyabilmek için Türkçe öğrenmenin
gerekli olduğu görüşü yaygınlık kazanmaya başladı.
Bu ilginin İngiltere’de diğer ülkelere göre daha yoğun
olmasında Kırım Savaşı önemli bir etkendir.Bu dönemde yayınlanan
dil bilgisi kitapları arasında James Redhouse'un Kırım Savaşı
nedeniyle Türkiye'de bulunan İngiliz kara ve deniz birlikleri için
hazırladığı Vade Mecum of the Ottoman Colloquial Language
(1855 - bazı değişikliklerle 1877 yılında ikinci kez basıldı),
Charles MacKenzie'nin yine öncelikle askeri personel için yazılmış
A Turkish Manual (1879), Charles Wells'in A Practical Grammar of
the Turkish Language (1880) ve Anton Tien'in A Turkish Grammar
(1896) adlı yapıtlarını anmak gerekir. Yazarların
her biri kitaplarının önsöz bölümünde yazılış gerekçesini
kısaca bildirir; ilginç olan bunun yanı sıra hemen her yazarın
kendi kitabının diğerlerine üstünlüğünü vurgulamasıdır.
Örneğin, Wells kendinden önceki Türkçe dil bilgisi yazarlarını
ancak gündelik dili örnek alarak Türkçe'yi çok basit bir düzeyde
öğretmekle suçluyor. Bu nedenle kendisi ayrıntılı bir dil bilgisi
kitabı hazırlamış ve öncelikle söz dizimi, tümce yapısı üzerinde
duruyor. Kitabının giriş bölümünde dile getirdiği bir şikayeti
de o güne kadar Avrupa dillerinden herhangi birinde yazılmış olan Türkçe
dil bilgisi kitaplarında alıştırma
olmaması. Karşılıklı konuşmalara hiç yer vermiyor ancak alıştırmalardaki
tümcelerin kimileri konuşma türünde.
Görülüyor ki Wells'in Türkçe öğretim yöntemi Perrin'den çok
farklı, çünkü amacı çok farklı ve yöntemini belirleyen de bu amaç.
Perrin kısa yoldan öğrencisini konuşturmak, onun yerel halkla iletişim
kurmasını sağlamak istiyor. Wells ise dili tüm kuralları ile öğretmek,
öğrenciyi usta bir çevirmenin düzeyine çıkarmak derdinde.
Nitekim Wells Türkçe öğrenmenin gereğini şöyle açıklıyor: "İngiltere'nin
Osmanlı İmparatorluğu için gerekli gördüğü bir takım reformların
gerçekleşmesini izlemek ve buna yardımcı olmak üzere Doğu’ya
giden İngilizler için Türkçe öğrenmenin
hayati önemi olduğunu söyleyip bunun
üzerinde daha fazla durmam yersiz olur. Çünkü dili doğru
dürüst bilmedikleri takdirde bu kişilerin bir işe yaramayacağı
besbellidir. Avrupalı resmi görevlilerin
Doğuya gittiklerinde
yerel dili bilmemesi Doğu’da bir sürü yanlış anlama ve sıkıntılara
yol açmıştır ... Türkiye'ye görevle atananlar yalnızca Şark
dillerini öğrenme becerisini kanıtlamış olanlar arasından yapılmalıdır.
Türkçe öğrenme yeteneğini ispatlamadan hiç kimse stajyer-mütercim
olarak bile Türkiye'ye gönderilmemelidir. İyi bir eğitim düzeyi Türkçe
öğrenebileceklerinin belirtisi olamaz; Türkçe belki Çince dışında
dünyanın en zor dilidir." Türkçe'nin
çok gelişmiş bir dil olduğunu ve en ilginç özelliğinin ekleri ne
kadar çok olursa olsun kök-sözcüğün her zaman kolay ve kesin bir
biçimde belirlenebildiğini vurgulayan Redhouse'un yaklaşımı da
Wells doğrultusunda: Yapının ve bu yapının temelini oluşturan dil
bilgisi kurallarının iyice
kavranmasını sağlayacak yöntemi kullanıyor. Öte
yandan ordu personeli için yazdığı Türkçe kitabında
MacKenzie'nin dil bilgisi anlatımını daha sınırlı tutarak
konuşma parçalarına daha
büyük yer verdiğini görüyoruz. Karşılıklı konuşma parçalarının
konu başlıkları yöntem açısından Perrin'e olan yakınlığını gösterir:
Türkçe
dil bilgisi kitabını 19. yüzyılın sonunda yazan Tien'in kitabında
bir önsöz ya da giriş olmamakla birlikte
en başta tek tümcelik bir sunu görüyoruz:
"Kırım'da geçirdiğimiz eski günleri anarak
Majestelerinin Kara ve Deniz subaylarının anısına sunulmuştur." Tien,
konuşma parçalarında kendinden önce gelen araştırmacıların
yer verdiği konuları işliyor: Mevsimler, yemek, sofrada, mücevher
satın almak, doktor muayenesi, at satın almak gibi. Alıntılar
yaparak göz gezdirdiğimiz bu dil bilgisi kitaplarında
yazarların amacının kullandıkları yöntemi belirlediğini görüyoruz.
Günümüzde de bu amaç - yöntem ilişkisi ön planda tutularak hazırlanan
kitapların öğrenciler
için daha verimli olduğunu söyleyebiliriz. Türkçe öğrenmek
isteyen yabancılar buna çok farklı amaçlarla
yöneliyorlar; örneğin: a)
ileride
Türk dili ve edebiyatında uzmanlaşarak bu alanda araştırmacı olmak
ya da yüksek düzeyde yazılı/sözlü çevirmenlik yapma yeteneğini
kazanmak, b)
bir
Türk’le evlenmiş oldukları için eşlerinin ailesi ile konuşup yakınlaşabilmek,
eşlerinin kültür birikimini daha iyi anlayabilmek, c)
kendi
ülkesindeki işi gereği Türkiye ya da Türklerle
ilişkisi olduğundan bu dilde iletişim kuracak ölçüde bir
dil becerisi kazanabilmek, d)
Türkiye'ye
yapacağı turistik gezilerde gereksinimlerini kendisi sağlayabilecek
kadar Türkçe öğrenebilmek nedeniyle Türkçe
öğrenmeye başlamış olan kişileri aynı derslikte toplanmış
bulmamız sıklıkla rastlanan bir durumdur. Öğretim kurumlarının içinde
bulundukları koşullar çoğu kez bu kişilerin daha küçük gruplara
ayrılmalarına olanak vermemektedir.
Ancak dil eğitiminin iyi
bir biçimde yerine getirilebilmesi için bu eyleme katkısı olan her
unsur tarafından özveri gösterilmesi gerekir. Bunlar
içinde en başta da dil eğitimini veren kurumun gelmesi gereklidir.
Bugün İngilizce dışında hemen tüm dillerde
öğrenci sayısının az olduğunu görüyoruz. Durum doğal
olarak ülkeden ülkeye değişmekle birlikte genelde ortak bir tablo
oluşturmaktadır. İngiltere'de yüksek
eğitim düzeyinde
yabancı dil okuyan lisans öğrencilerinin seçiminde başta Fransızca
gelmektedir, bunu İspanyolca, İtalyanca, Almanca ve Rusça
izlemektedir. Bu dilleri de
yine sırasıyla Japonca, Arapça, Çince, Türkçe, Farsça ile Rusça
dışındaki Slav dilleri izler. Bu sıralama zaman zaman dilin konuşulduğu
ülkenin siyasal ve ekonomik durumuna göre değişir. Sovyetler Birliği’nin
çöküşü ardından Rusça öğrenmek isteyenlerin
sayısında belirgin bir düşüş gözleniyor. Japon
ekonomisinin canlılığına koşut olarak Japonya ile iş yapan şirketlerin
sayısındaki çokluk kolaylıkla iş bulabilme kaygısı güden
öğrencileri Japonca ve Japonca'ya yönelik çalışmalara yöneltti.
Son zamanlarda Japon ekonomisinde izlenen sarsıntıların önümüzdeki
yıllarda Japonca'nın ikinci dil olarak öğrenilmesini olumsuz yönde
etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. İngiltere'nin
Arap dünyası ile tarihsel
bağları yanı sıra ticaret alanındaki
sıkı ilişkileri ve bunun sağladığı daha geniş iş pazarı Arapça'ya
lisans öğrencisi çekmede önemli etkendir. Türkçe'nin
lisans öğrencisi sayısı ise son on yılda artış gösterdi
ve bu konumunu korudu. Ancak Türkçe'yi yukarıda b), c), ve d)
maddelerindeki nedenlerle öğrenmek isteyenlerin
sayısındaki artış çok belirgin. Turizm alanındaki gelişmelerin
buna katkısı önemlidir. Bununla birlikte
artışlara karşın
öğrenci sayısı göreceli olarak az olduğu için Türkiye
dışındaki ülkelerde Türkçe
eğitimi veren kurumlar bu az sayıdaki öğrencileri olabildiğince
az sayıda sınıflarda toplayarak kaynak tasarrufu
yolunu izlemektedirler. Böylece
dil öğrenme amaçları çok ayrı olan öğrencilere aynı eğitim
yöntemleri uygulandığında öğretme ve öğrenme sorunları
ortaya çıkmaktadır.
Kanımca bu noktada yukarıda belirttiğim özveri unsuru öne çıkacaktır.
Ayrı amaçlı öğrenciler kaynak kaybı pahasına ayrı sınıflara alınarak
istedikleri ikinci dil kendilerine amaçlarına
uygun olan dil eğitimi yöntemleriyle
öğretilmelidir. Günümüzde geliştirilmiş olan dil eğitimi yöntemleri
çeşitli olmakla birlikte bunlar birbirlerine karşı üstünlüğü sağlamaya
çalışan şu iki temel yaklaşımdan çıkan çeşitlemelerdir: 1.
Dil bilgisi kurallarını sistemli bir biçimde öğretmekle başlayarak
sonuçta metin okumaya ulaşmak, 2.
Öğrenciye daha en başta metin verip bunu çözdürmeye çalışmak, böylece
dil bilgisi kurallarının giderek bu
metin (bir konuşma parçası ya da herhangi bir düz yazı parçası)
çalışmasından ortaya çıkıp yerleşmesini sağlamak. Bu yöntemlerden birincisi yukarıda
(a) grubu içine giren türde
öğrencilere uygulanmalıdır, çünkü (a) amaçlı öğrencilerin
dilin tüm kurallarını
özümsemeleri gerekmektedir.
Onların son hedefi bu ikinci dili zaman içinde ana dil düzeyine
getirmektir. Kuralları aşama
aşama öğrenerek belli bir birikim
sonucu dil becerileri işlerlik kazanmaktadır, bunun da zaman
alacağı açıktır. (b), (c) ve (d) amaçlı dil öğrencilerine ise
ikinci temel yaklaşımdan çıkarak dil öğretmek bu öğrencilere
eğitimlerinin daha başlarında çok basit düzeyde iletişim
kurma yollarını gösterecek,
kuralları öğrenciler bir bakıma farkında olmadan öğreneceklerdir.
Bu tür öğrenciler genelde
söz dizimi, yapısal ilişkiler gibi dil bilgisinin temel taşları ile
ilgilenmemektedirler. Çoğu kez kendi ana dillerine yönelik bir dil
bilgisi birikimleri yoktur.
Bir başka şekilde diyebiliriz ki bu kişiler için amaç dildir , dil
öğrenmek değildir, bu nedenle öğrenme eylemini öğretmen
onlara olabildiğince zorlamasız
olarak yaptırabilmelidir ; (a) grubuna girenler için
ise dil ve dil öğrenmek eşit ağırlıkta olan tek bir amaçtır.
Dili öğrenme eylemi ve süreci
onlar için dil kazanımında vardıkları nokta kadar memnun edici ve
önemlidir. Belirtilen nedenlerle
bu iki yaklaşımdan birinin diğerine
üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmak gereksizdir. Her iki yaklaşım
da amaca yönelik olarak hazırlanmış
olan kitaplardan yararlanılarak öğretildiğinde verimli sonuçlar sağlar.
Bu temel yaklaşımlar dışında tüm dil öğrencilerinin
yararlanabileceği yöntemler
geliştirildiğini daha önce söylemiştik. Bunlardan biri iletişim
teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve
CALL kısa adıyla bilinegelen 'Computer Assisted Language
Learning', bilgisayarla
dil eğitimidir. Batı
ülkelerinde evlerinde bilgisayarı
olanların sayısı çok artmış olmakla birlikte yine de özel
kişiler için yüklü bir parasal yatırım gerektiren bu yönteme öğrencilerin
ancak bağlı oldukları eğitim kurumu aracılığı ile ulaşmaları
olasıdır. CALL sisteminin en yararlı yönü dil eğitimine başka bir
boyut kazandırmasıdır. Öğrenci, kitap/kağıt/kalem yerine
bilgisayarı kullanarak alıştırma yapar, sorulara yanlış yanıt
verdiğinde bilgisayar ses çıkararak uyardığı için doğru/yanlışlarını
kendi kendine kontrol eder, böylece bilgisayar öğrenciye görsel-işitsel,
kısaca çok-yönlü öğrenme ortamı sağlamış olur. Ancak
bilgisayar kullanımı için hazırlanmış olan Türkçe programları
henüz ilk düzeyin ötesine
geçmiş sayılamaz. Gerek bu neden gerekse bilgisayarların henüz
herkes tarafından kolayca temin edilebilecek bir fiyata satılmaması,
potansiyeli çok geniş olan CALL yönteminin yaygın ve etkin bir biçimde
kullanımını engellemektedir. Dil eğitiminde karşıt görüşlerin
öne sürüldüğü ve yine yöntem tartışmasına giren bir
konu da Türkçe’nin hangi
dil üzerinden öğretilmesi gerektiği sorunudur. Ders sırasında öğrenciye
daha fazla Türkçe duyma
fırsatı sağlayacağı için ders anlatırken kullanılacak dilin Türkçe
olmasının ileri sürüldüğünü görüyoruz. Ancak burada bir ayrım
yapılması gerekmektedir. Türkiye dışındaki yabancı ülkelerde
Türkçe öğretimi saatlerinde kaynak sıkıntılarına bağlı
olan bir kısıtlama vardır; Türkçe yoğun öğretim
programı içinde öğretiliyorsa
çoğu yerde günde iki saati geçmez, ancak genellikle
haftada iki ya da üç saatlik programlar çerçevesinde öğretildiğine
tanık oluyoruz. Bu kadar kısa bir süre içinde tüm ders Türkçe
olarak yapılmaya çalışıldığında, dilin yapısına, sözdizimine
ilişkin tüm açıklamalar Türkçe olarak anlatıldığında öğrencinin
bunları kavraması daha fazla zaman gerektirecektir. Öğrenciler günlük
yaşamlarında ders dışında başka hiçbir yerde Türkçe duyamadıkları
için doğal olarak Türkçe yapılan sözlü anlatımı çözümlemeleri
gereğinden fazla bir süre alacaktır.
Bu nedenle böyle
durumlarda dersin öğrencilerin
ortak dilinde anlatılması, ancak bu açıklamaların da en aza
indirilerek Türkçe olarak verilecek örnek tümcelerle konunun anlaşılıp
yerleşmesi sağlanmalıdır.Öte yandan Türkçe öğrenenler bunu Türkiye'de
yapıyorlarsa duruma daha değişik olarak yaklaşmak yerinde olur: Türkiye'de
bulunan yabancı öğrenciler uykuda geçirdikleri
süreler dışında Türkçe ile sarmalanmış durumdadırlar ve
bu yüzden dinleme becerilerinin çok
daha gelişmiş durumda olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'de Türkçe'nin
yabancı dil olarak öğretildiği kurslarda buna ayrılan saat dış
ülkelerdeki uygulamalara göre daha fazladır.
Ayrıca Türkçe öğrenmek için bir araya gelmiş olan bu öğrencilerin
büyük olasılıkla ortak bir dili de yoktur. Örneğin
İngiltere'de Türkçe öğrencilerinin
birinci dilleri ne olursa olsun hepsi, bazı farklarla da olsa,
belli bir İngilizce düzeyine ulaşmıştır ve onların "işlerlik
dili" İngilizce’dir. Böyle
ortak bir dilin bulunmadığı sınıflarda eğitim
dilinin Türkçe olması gereklidir. Dil öğretmenlerinin yakındığı bir sorun dil eğitiminde
kullanılacak yazılı malzeme yetersizliğidir. Özellikle uygun biçimde
düzenlenmiş kaynak kitap bulmanın yetersizliği sık sık söz konusu
olmaktadır. Burada da sorun yine amaç-yöntem ilişkisinde düğümlenmektedir.
Türkçe'yi öğrencinin daha önceden edinilmiş bir dil bilgisi kavramı
olduğunu varsayarak yazılmış,
tüm dil bilgisi kurallarını ayrıntılı biçimde işleyen, örnek cümleleri
az, günlük yaşamdan alınmış konuşma parçaları olmayan, buna karşın
bazı okuma parçalarını içeren bir düzene göre hazırlanmış Türkçe
dil bilgisi kitapları, aile bağları ve turistik gezi amaçlı
dil öğrenimi için uygun
değildir; öğrenciyi amacına
kısa yoldan götüremediği için öğrenciyi isteklendirmek yerine onu
bıktırması bile söz konusudur. Bunun tersi durumlarda
da daha ileri düzeye ulaşmak ve bunun için özellikle karmaşık
yapıları kavrayıp çözmek isteyen öğrenci, günlük konuşmada
kullanılan basit tümcelerin çoğunlukta olduğu yapılardan oluşan
biçem özelliklerini yansıttığından konuşma parçalarını
doyurucu olmaktan uzak
bulacaktır. Kitaplar dil öğreniminin
değişik aşamaları ve öğrencilerin Türkçe öğrenme amaçlarındaki
ayrım göz önünde
tutularak yapılırsa verimli sonuç alınmaması olanaksızdır. Dil öğretiminde geliştirilen
yeni yöntemler ve bunlardaki çeşitliliğin yanı sıra
bilgisayar destekli dil eğitimi gibi
yeni olanakları bizlere sağlayan
teknolojik gelişmelerin ve
bunların kullanıma geçirilmesinin
önemi kuşkusuz yadsınamaz. Ne var ki dil eğitiminde belki diğer
bilim dallarından daha da
belirgin olarak
en önemli etmenin insan, bu bağlamda da öğretmen olduğunu
unutmamak gerekir. Dil eğitiminde uygulanan yöntem ve kullanılan araç
gereç, teknolojik destek ne kadar iyi ve uygun olursa olsun işin
temelinde bunlar ancak uygulayan ve kullanan öğretmenin
bilgisi, ustalığı ölçüsünde başarılı olacaktır. KAYNAKÇA MacKenzie,
C.F. 1879. A Turkish Manual comprising a condensed grammar with
idiomatic phrases,exercises, and dialogues and vocabulary,W.H. Allen:
Perrin,
John.1857. İptidai Mükâleme cedid
kolay ve istimal olunan mükâlemeler ile, Pietro Tornemie: İstanbul. Redhouse,
W.J. 1883. Ottoman Turkish, Trubner: Rona,
Bengisu. 1996. İptidai Mükâleme 1857 Basımı Bir Dil Kitabı,
Hacettepe-Taş: Tien,
Anton.1896. A Turkish Grammar,
Sampson Low, Marston: |