|
İspanya’da
Türkçe Öğretimi Güncel Durum ve Yöntemsel Uygulamalar Prof. Dr.Gülışık ALKAÇ Madrid Complutense Üniversitesi Türk
Dili ve Edebiyatı Öğretim Görevlisi
İspanya’da Türkçe öğretiminin durumu bu iki ülkenin yakın
tarihte süregelmiş kültürel tutumlarını ve ilişkilerini aynen
yansıtıyor demek yanlış olmaz. Daha ayrıntılı açıklamasını bu
sempozyumun çalışma belgeleri arasında yer alan “Akdeniz’in Öbür
Ucundan Bakıldığında Türkiye ve Türk Kültürü” başlıklı yazımda
sunduğum söz konusu tutum ve ilişkilerin burada yalnızca dil öğretimi
düzlemindeki sonuçlarına değineceğim.
İspanya ve Türkiye son on-on beş yıla değin birbirlerinden
neredeyse habersiz varlıklarını sürdürdüklerinden - örneğin
Fransa, İngiltere ve Almanya ile olduğu gibi- karşılıklı fikir ve
insan ulaşımı bulunmadığından, İspanya’da ülkemize, ülkemizin
kültürüne ve diline ilişkin yaygın ve doğru bir bilgi yok. Bu
durumun bir olumlu yanı eksik değil: şimdi bu konuya eğilirken,
yerleşik çarpıklıkları düzeltmektense boş bir alana doğru imge
ve bilgileri yerleştirmek söz konusu. Ancak bu yolda yapılan her şey
kurumsal değil, kişisel nitelik taşıyor: üniversite düzeyindeki
kurumlarda bile, Türkiye’ye ve Türk diline gösterilen ilgi
bireylerin akademik merakından kaynaklanıyor, kurum üst yöneticilerinden
gelmiyor.
Öte yandan, bu durumda da bağımsız bir ilgi değil, İspanya’nın
daha önceden varolan köklü ilgi alanlarının çerçevesine yerleşmiş
bir bilgi söz konusu; başka bir deyişle, yakın tarihteki özgün ve
Avrupa açısından son derece ilginç tarihsel gelişimiyle, çağdaş
Türkiye olarak Türk dili değil, İslam ülkesi olarak Türkiye ve “İslam
dilleri”nden biri olarak Türkçe. Dolayısıyla Türk dili ve
edebiyatı başkent Madrid’in iki büyük devlet üniversitesinde
modern filolojiler arasında değil, Arap ve İslam Araştırmaları bölümlerinde,
o da ancak birim yöneticilerinin kişisel ilgileri sayesinde
okutuluyor. Bu yaklaşımın ülkemizin yalnızca bir yönünü ilettiğini
belirtmek ve ilgi alanını gerçek Türkiye’yi çeşitli yönleriyle
kapsayacak biçimde genişletmek ise ilgili dersleri veren öğretim üyesinin
kişisel çabasına kalıyor.
Son on-on beş yıl aslında tarihleri boyunca ilginç
paralellikler gösteren bu iki ülke için bir dışa açılış ve
Avrupa’ya katılım dönemi oldu. İspanya birkaç kez Avrupa Topluluğu’na
başkanlık ederken, karşılıklı ticaret ve turizm etkinlikleri de hızla
gelişti. Böylelikle İspanya’da doğrudan doğruya iş ilişkilerinden
ve insancıl ilişkilerden kaynaklanan bir Türkçe öğrenme
gereksinimi ortaya çıktı. Kişisel gereksinimleri farklı olan –Türkiye’de
yaşama ve Türkler ile iş ilişkisi kurma zorunluluğu resmi, mesleki
ya da özel mektuplaşma, dostluk ya da aile ilişkileri geliştirme
isteği ya da Türkiye’de edinilmiş bir dil bilgisini canlı tutma çabası-
bu insanlar, İspanya’da üniversiteler dışında ne resmi ne özel
yeterli denecek herhangi bir Türkçe öğrenim kurumu bulunmadığından,
özel kurs ve derslere yöneliyorlar. Üniversitelerin Rektörlüklere
bağlı Dil Okulları ise programlarında Türkçe önerdikleri zaman
bile, kendi koşullarına uyabilecek yeterli (en az 10-15 kişilik)
grubu–çeşitli nedenlerden ötürü- toplayamıyorlar.
Yine kişisel olarak diyebilirim ki, ben de Madrid’e yerleştiğim
son altı yıl boyunca bu birbirinden farklı ve üstelik kendi içinde
faklılıklar gösteren üç öğrenci grubunun dil ve kültür
gereksinimlerini karşılamak çabasında oldum. Yaşadığım ilginç
öğretimsel ve insancıl deneyimlerle, kendimce geliştirmek durumunda
kaldığım yöntemsel uygulamaları burada kısaca aktarmak isterim.
Öğretim görevlisi olarak bulunduğum Madrid Complutense Üniversitesi,
İspanya başkentinin öğrenci sayısı 150.000’i aşan en geniş ve
eski tarihli Merkez Üniversitesi. Türkçe, yer aldığı bölüm
programında öngörülen İslam Dilleri çerçevesinde, IV ve V. yıl
öğrencilerine yönelik 2 yarıyıllık ve toplam 12 kredilik
bir seçmeli ders niteliğiyle, 1996-97 öğretim yılından bu
yana lisans programında düzenli olarak okutuluyor ve 25 dolayında,
yerleşik sayılabilecek bir öğrenci kitlesi var. Bu durumuyla, üst sınıflardaki
öğrenci toplamı 40 dolayında olan bölümde en tercih edilen seçmeli
ders durumunda. Bu dersin seçilmesinin başlıca nedeni, beş yıllık
öğretimleri boyunca yalnız Arap dili ve edebiyatına odaklanarak bir
tekdüzelik ve darlık duygusu edinen öğrencilere yeni bir ufuk açması.
Dersi bu nedenle seçenler Türkiye ve Türk dili hakkında hiçbir ön
bilgileri olmamakla birlikte, özellikle akademik merakı olan öğrenciler.
İkinci ve daha az rastlanan neden ise öğrencilerin kendilerinin ya da
bir yakınlarının ülkemizi görmüş ve özendirici olumlu
izlenimlerle dönmüş olmaları. Türkiye’yi tanımış olan tüm İspanyollar
gibi, bu tür öğrenciler de onu çok modern görünümler sunan karmaşık
bir ülke olarak anıyorlar ve kabataslak etiketlendirmelere karşı çıkıyorlar.
Her iki grubun da daha başlangıçtan ortak özelliği öğrendikleri
dilin soyut dil bilgisi olarak kalmamasını, yanı sıra kültür ve
uygarlık özelliklerinin de sunulmasını istemeleri. O nedenle, göreneklerimiz,
geleneklerimiz, gündelik yaşam biçimlerimiz üstüne çeşitli
bilgileri bir sohbet havası içinde sunmak öğrenciler açısından ülkemizi
tanımak için özendirici ve dil öğrenimi için motivasyon verici
oluyor. Ne yazık ki bu amaçla kullanılabilecek yeterli görsel-işitsel
malzemeden yoksunuz; haftada 3 saate sınırlı öğretim süresi de
fazlasına elvermiyor zaten.
Bir öğrenim yılını aşmayan iki yarıyıllık Türkçe öğretimi
(bu süreyi iki yıla çıkarma yolundaki uzun süreli çabalarım kurum
tarafından benimsenmedi) bu haliyle temel dil yapılarının tanıtılması
ile sınırlı. Öğretimin hedefi akademik etkinliklerin gereğine ve
öğrencilerin isteklerine karşılık vermek; filoloji ve dil bilim çalışmalarına
yönelecek öğrencilere bildiklerinden çok farklı bir dil yapısını
tanıtarak “iletişim aracı olarak dil” kavramlarını geliştirmek;
araştırma etkinliklerine yönelecek öğrencilere kaynakça düzeyinde
yardımcı olarak, Türkçe yapıtların başlık ve genel içeriklerini
anlayabilmelerini sağlamak; Türkiye’ye olan ilgilerini ilerde geliştirecek
öğrencilere gündelik yaşamda yararlanabilecekleri temel dil
bilgisini sunmak.
Bu amaçların ve Türkiye’den uzak yaşayan, oraya gitme şansı
de pek olmayan, ayrıca dil öğrenimine yoğun bir zaman ayıramayan öğrencilere
haftada 2 gün, 1.5 saat olarak uygulanan bir öğretimin gereklerine
uygun bir hazır Türkçe öğretim yönteminin bulunmayışı (“Türkçe
öğreniyorum” dizisinin birinci kitabını benimsemekle birlikte) gündelik
sorunları çözmeye yönelik yöntemsel uygulamalara gidilmesini
zorunlu kıldı.
Bu uygulamalarda esas Türkçe’nin temel ses ve dil bilgisi yapılarının
ana dili İspanyolca olan öğrencilere tanıtılması ve pratik kullanımlarına
sunulması oldu.
Buna göre yıllık ders programı (a) Tarihsel ve Dilbilgisel
Giriş; (b) Dilbilgisel Açıklama ve Uygulamalar; (c) Çeviri Örnek ve
Uygulamaları olmak üzere, zaman içinde üç aşamada düzenlendi.
(a) Giriş bölümüne ayrılan ilk saatlerde Türkçe’nin coğrafi
yerlemlerine ve tarihsel gelişimine ilişkin kısa ansiklopedik
bilgiler verildikten sonra, sesçil ve dilbilgisel yapı özelliklerinin
tanıtılmasına geçiliyor. Türk dilinin sesbirimleri sergileniyor,
ana dili İspanyolca olan öğrencilerin sesleme alışkanlıklarından
doğan güçlükler göz önüne alınarak özel alıştırmalar yaptırılıyor.
Türkçe’nin kendine özgü ses uyumu kurallarıyla, bunların
uygulamada yol açtıkları sorunlar örneklerle betimleniyor. Eklemeli
bir dil olarak Türkçe’nin özgün kök ve ek yapıları dizgesiyle,
eylemi sona bırakan tümce düzeni genel çerçevede ve İspanyolca ile
karşılaştırmalı olarak betimleniyor;
(b) Dilbilgisel Açıklama ve Uygulamalara ayrılan ve öğretim
yılının büyük bölümünü kapsayan ikinci aşamada, basit Türkçe
gündelik konuşmalardan yola çıkılarak, başlıca kökler ve ekler aşağıdaki
dilbilgisel yapılara sınırlı olarak tanıtılıyor, yapısal alıştırmalarla
belletiliyor. Bu amaçla kendim geliştirdiğim ve her biri 25 dolaylarında
eş ve benzer yapıda tümce içeren toplam 60 dolayında bir alıştırmalar
bütününden yararlanıyorum. Bunlar öğretim yılı başında bir
“Uygulama Defteri” halinde öğrencilere topluca sunuluyor, böylelikle
isteyenlerin evde hazırlanmalarına ve devamsız öğrencilerin sınıfı
izleyebilmelerine olanak sağlanıyor. İlkin sözlü olarak gerçekleştirilen,
sonra yazıya geçilen her yapısal alıştırmadan önce, söz konusu
yapı eki ses uyumuna göre aldığı çeşitli biçimlerle sınıfta sözlü
olarak uygulanıyor.
Eş ve benzer yapıların Batı dilleri öğretimindekinden daha
fazla kez yineleniyor olması,
Türkçe’deki eklerin ses uyumu gereği büyük değişiklik göstermesinden
ve aslında aynı olan bir ekin (-e/-a/-ye/-ya ve –dir/-dır/-dur/-dür/-tir/-tır/-tur/-tür
örneklerinde olduğu gibi) 4 ile 8
değişkeninin bulunmasından ötürü, alıştırmalar sırasında
her değişkenin belli kez yinelenmesi gereksiniminden kaynaklanıyor.
Betimleyici dil bilgisi ve yapısal alıştırmalarla, konuşmadan
çok yazı amaçlı olarak verilen bu en temel Türkçe programının
dilbilgisel içeriği şöyle; ad ve sıfatlar, başlıca adılların,
belirteçlerin ve bağlamların kullanışı, eylemlerin şimdiki zaman,
emir, -di’li geçmiş ve gelecek zamanları. Bu kalıplar üretken yapılarla,
işlevsel öğeler vurgulanarak sunuluyor.
Söz dağarcığı gündelik yaşamda kullanım sıklığı çok
yüksek olan sözcüklere sınırlı tutulmakla birlikte, bu arada bir
edebiyat ve tarih öğrencisinin çalışmalarında en sık karşılaşacağı
(tür adları gibi) sözcüklere de yer veriliyor. Bu arada yapısal alıştırmalarda
sunulan tümcelerin gerçekçi, olağan, İspanyol öğrencilerin yaşam
alan ve biçimlerini yansıtır türden olmalarına özen gösteriliyor.
Aynı ilke başlangıçta sunulan diyaloglar için de geçerli;
öğrencilerin kendi günlük yaşamları, dersleri, sınavları, ahbaplıkları,
eğlenceleri, tatilleri ve –elbette ki- Türkiye yolculukları çevresinde
dönüyor. Bu husus, aslında yararlık duyguları akademik kaygılarından
ileri olan öğrencilerimin seçmeli derse motive olmaları ve
heveslerinin canlı tutulması açısından önemli oluyor. Öğrendiğini
kullanabilme isteği çoğunda Türkiye’ye yolculuk etme, Türklerle
tanışma isteğine yol açıyor.
(c) Öğretim yılının son haftalarında son aşama olarak,
yine aynı nitelikleri taşıyan kısa ve basit Türkçe metin örneklerinin
İspanyolca’ya çevrilmesine geçiliyor. Konular “Türkiye’yi
tanımak” ve “Türkiye”ye yolculuk” çevresinde dolaşıyor.
Derslere ¾ oranında devam
etmiş orta düzeyde bir öğrenci bu aşamaya sorunsuzca erişiyor.
Yıl sonu sınavı ise bu tür (150 sözcük dolaylarında) bir
metnin çevirisiyle, metinden çıkarılmış 10 sorunun Türkçe olarak
yanıtlanmasından ibaret. Öğrencilerin ortalama üçte ikisi haziran
döneminde başarılı olurken, kalanlar genellikle eylül döneminde sınavlarını
geçiyorlar. “Türk Dili” öğrenciler arasında ciddi çalışma ve
devam gerektirmekle birlikte, sorun çıkarmayan bir ders olarak tanınıyor.
Lisans düzeyinde Türk Dili dersi alan öğrencilerden ilerde
Doktora programına yazılanlar bu programda da seçmeli olarak yer alan
“Çağdaş Türk Edebiyatı” dersini alıyorlar.
Üniversite dışı Türkçe öğretimine gelince, nedenlerine göre,
(a) iş ilişkileri ve (b) insancıl ilişkiler olarak, kabataslak ikiye
ayrılabilir.
Birinciler ülkemizle iş yapan kurum ve firmaların Türkiye’ye
gidip gelen ya da -çoğu durumda- bir süre burada yaşayacak olan
personeli. Bu kuruluşlar bir yandan normal mesailerini yapmakta olan
personelleri için birkaç aylık (duruma göre 10–12 haftalık) yoğun
(haftada 6 ila 10 saat) kurslar düzenleme yoluna gidiyorlar.
Bu kurslarda durum üniversitedekinden hayli farklı oluyor:
Ortalama olarak üniversite öğrencisinden 6-10 yaş büyük, devamsızlık
etmeyen, mesleki ve kişisel motivasyonu yüksek, temel dil bilgisi iyi
düzeyde öğrenciler; aynı zamanda dikkatleri belli alanlar ve konular
üstünde yoğunlaşmış durumda, dil öğrenimiyle neyi amaçladıklarının
kesin bilincindeler. Ona göre kendi mesleki gereksinimleri doğrultusunda
belirgin istekleri de oluyor.
Konuşma yetisinin yazıya göre öncelik aldığı bu kurslarda,
öğretim süresine göre dil bilgisini ilerletmek mümkün oluyor,
eylemlerin geniş zamanı, ortaçlar, -miş’li geçmiş, anlatı,
dilek-şart, olasılık, edilgen yapılar, işteşlik ve gereklilik kalıpları
ile orta düzeye erişiliyor. Söz dağarcığı ve dilsel kalıplar açısından
bu tür öğrencilerin tümü için ortak olan, bir
yabancı ülkede gündelik yaşamın gerektirdiği konular. Bu
durumda örneğin “Hava limanında”, “Takside”, “Vapur
iskelesinde”, “Telefonda”, “Cafe-barda”, “Lokantada”,
“Bankada”, “Otelde”, “Ofiste”, “Adres arama”, “Okul
arama”, “Markette”, “Pazarlık”, “Ev kiralama”, “Komşular”,
“Kapıcı servisi”, “Oto kiralama”da, “Otoparkta”,
“Seyahat acentasında”, “Mobilya ısmarlama”, “Doktorda”,
“Çocuk yuvasında” vb. durumları işleyen çok sayıda söyleşi
önemli bir yer tutuyor. İlkin dramatize edilerek
ve öğrencinin isteklerine uygun çeşitli değişkenleriyle
belletilen söyleşiler daha sonra Türkçe soru-yanıt biçiminde
irdeleniyor ve öğrenciden küçük anlatılar oluşturması isteniyor.
Ayrıca, kurs süresi elverdiği oranda, Türkçe küçük ilanlar,
gazete başlıkları vb. okutulup
çözümleniyor ve doğaçlama söyleşiler geliştiriliyor. Türkçe’yi aynı zamanda mesleki amaçla
kullanacak olan bu tür öğrencilerin belli iş alanlarında (örneğin
market yönetimi, çeşitli maddelerin alım-satımı, otomotiv endüstrisi,
gazetecilerle ilişkiler gibi) özel uygulama istekleri de ortaya çıkıyor.
Buna göre, her seferinde özel söyleşiler hazırlanması gerektiği
gibi yapısal alıştırmalarda kullanım sıklığına dayalı genel geçer
sözcüklerin yanı sıra, özel ilgi alanlarıyla ilintili sözcük ve
kalıpların da sunulması gerekli oluyor. Ayrıca özellikle üretken
yapılara ağırlık verilmesiyle, öğrenci dili kendi gereksinimleri
doğrultusunda yaratıcı biçimde kullanmaya yöneltiliyor. Kursun çok
az sayıda öğrenciye özel ders ortamında verilmesi buna rahatlıkla
olanak sağlıyor. Yine bu öğrenciler de dil öğretiminin yanı sıra
yaşayacakları ülkenin toplumsal ve siyasal yapısı, insan ilişkileri,
alışkanlıkları, sokak davranışları, mutfağı vb. konularda aydınlatılmayı
bekliyorlar ve edinebildikleri her bilgi, basit de olsa, kendileri için
büyük değer taşıyor. Burada ele aldığımız üç grup içinde, Türkçe
öğreniminde en başarılı olanlar böyle mesleki motivasyona ve iyi
bir dil temeline sahip öğrenciler. Son olarak, daha sessiz ve derinden giden, o yüzden
pek ortaya çıkmayan, tümüyle kişisel ilgiye ve deneyimlere dayanan,
ama bence dilimizin ve dolayısıyla ülkemizin tanınması açısından
en az diğerleri kadar geçerli olan insancıl ilişkilerden kaynaklanan
öğrenme isteğine değineceğim. Bunlar hemen hemen her zaman bir Türkiye yolculuğunun
ardından, bir ya da birkaç Türk insanını tanıdıktan sonra, bir
ilişkiyi geliştirmek ya da bu değişik ülkeyi üçüncü bir dilin -İngilizce’nin-
tatsız ve soğuk gelen aracılığına başvurmaksızın, kendi sesleri
ve tadıyla tanıma dileğinin sonucu. “Sevgi bağları” olarak
niteleyebileceğimiz bu ilişkinin belirmesinde - hiç kuşku yok- büyük
pay, insanlarımızın davranış güzelliği, yabancıya karşı
sergilediği doğal, sevecen, sıcak ilgi ve yardımseverlik. Ulus ve kültür
farklılıklarını unutturan, ülkemizi farklı, ama çok sevimli ve
anlaşılmaya değer kılan bu davranışlar -benim gözlediğim kadarıyla-
Türkiye’ye gelen ve düzenli, disiplinli, kusursuz işleyen bir
toplumdansa insancıl yakınlık arayan egzotik, zevkli İspanyolları
etkiliyor. O zaman dil bu değişik, bu ilginç alemin anahtarına dönüşüyor;
dil olmadıkça doğrudan ve gerçek insancıl ilişki kurulamayacağını,
bu farklı dünyanın çözümlenemeyeceğini algılayanlar Türkçe öğrenmeye
koşuyorlar. Aralarında gençlik sevdası yaşayan öğrenciler,
dostlarına telefon edebilmek isteyen ev hanımları gibi, ileri yaşında
kendine yeni bir entelektüel ufuk açmak isteyen üniversite profesörleri
de var. Başvurdukları çare, haftada bir ya da iki kez
ikişer saatlik özel ders oluyor. Genellikle uzun bir zaman dilimine
yayılan bu düşük yoğunluklu çalışmalarda varış noktası ve alınan
sonuçlar öğrencinin kişisel özelliklerine, ayırabildiği zamana,
dile yatkınlığına ve Türklerle olan ilişkilerinin yoğunluğuna bağlı
kalıyor. Genelde Türkçe’yi çok güç bulmalarına karşın, öğrenimi
sürdürenler iyi sonuç alıyor ve kendi gereksinimlerini karşılayabilecek
konuşma, okuma ve -yazmadan çok- chat yapma yetisini kazanıyorlar. Böylesi durumlarda, genelde daha önce belirttiğim
dilbilgisel ilkeler ve program çerçevesinde, yine kişisel konu ve
gereksinimlere odaklanmış özel alıştırmalara başvuruyorum. Ön
hazırlık aşaması öğretmen açısından ek bir çalışma
gerektirmekle birlikte, böyle geliştirilen dersler öğrenci açısından
yine ülkemizdeki sıcak kişisel ilginin öğretim ortamında sürdüğü
hoş bir alışkanlığa dönüşüyor. Sonuç olarak diyebilirim ki, bugün gerek siyasal, gerekse ticari ve kültürel ilişkilerimizi hızla geliştirmekte olduğumuz İspanya’da Türkçe öğretim potansiyeli henüz dar çevrelerle sınırlı kalmakla birlikte, öğrencilerin düzeyi ve amaçları açısından hayli ilginç. |